Asiye Nasıl Kurtuldu?

Karadeniz kıyısında çılgın yeşil dağların yamacında yerleşmiş eski bir göğüs hastalıkları hastanesi ve onun yanında göğüs ve kalp damar cerrahisi merkezi olsun diye yapılan ama eleman ve cihaz yetersizliğinden dolayı hiçbir zaman açılamayan modern görünümlü ama içi ucuz malzeme ve kötü işçilikle yapılmış yedi katlı beyaz bina yıllardır sessizce denizi seyretmekteydi.. Şehirden güney istikametinde dağlara doğru kıvrıla kıvrıla giden dar yolun her iki tarafı fındık bahçeleriyle doluydu, öyle ki nerdeyse arabalar fındık dallarını ayıra ayıra ilerlerdi. Bu yolda yaklaşık onbeş dakika gidildikten sonra beyaz binanın önünden geçip dağlardaki köylere doğru devam edilirdi. Beyaz bina boş bir şekilde fındıklıkların arasından dağlara yaslanmış gri denizi seyrederken , Ankara’dan hızlı ve metazori bir şekilde gelip de yerleşecek yer arayan tıp fakültesine yuva olacağını elbette bilemezdi.
12 Eylül yönetimi o zamana kadar büyük şehirlerdeki köklü tıp fakülteleri içinde yıllardır yaşayan ama bir türlü kendi şehirlerinde tam teşekküllü olarak kurulamayan ve adeta bir tabeladan ibaret olan birçok tıp fakültesinin hızlı bir şekilde kendi şehirlerine taşınmaları ve kurulmaları talimatını vermişti.
Doktor Aras o sabah da erken kalktı, nöbet odasına şöyle bir baktı burası Ankara’daki hastanenin nöbet odası gibi lüks değildi, bir kere çok daha küçüktü , bir yatak bir masa ancak sığıyordu, yerler en kötü mozaikten yapılmıştı ama pencereden görünen manzara muhteşemdi. En az on kilometre mesafe boyunca görülebilen deniz ve ona paralel uzanmış yemyeşil dağlar ve ormanlar büyüleyici bir görüntü oluşturuyordu. Yeni kurulmakta olan fakültenin birçok eksikleri vardı. Çok gelişmiş bir üniversiteden daha yeni kurulmakta olan bir fakülteye gelmişti. Hoca sayısı az , bazı bölümler henüz kurulmamıştı dolayısıyla az sayıda ameliyat yapılabiliyordu. Aras sık sık eğitimi konusunda endişeye kapılıyordu ama burada öncekinden farklı iyi bir şey vardı, az sayıda insan olduğundan mıdır bilinmez samimiyet daha fazlaydı.
Dekan genel cerrahi hocasıydı ancak yönetim işlerinin yoğunluğundan ameliyatlara girmezdi tüm eğitim yükünü üzerine almış Orhan ve Ekrem hocalarla belki de yaşça genç oldukları için iletişimi oldukça iyiydi. Genel cerrahide bir nevi askeri hiyerarşiye benzer bir yapılanma vardır.Kıdem itibariyle yüksek olanlara abi denir ve onların talimatlarına itiraz edilmez.Ama onlar da kıdemsiz çömezleri hiçbir zaman satışa getirmez.Kol kırılır yen içinde kalır.İşte böyle güzel bir ilişki vardır genel cerrahide..İhtisas süreci bu minvalde giderken bir gün sabah vizitinde Orhan hoca Aras’ı yanına çekip;
‘’Aras dün ortopedi bölümü hocası bana bir hastadan bahsetti, her iki bacağı kırıkmış, ama muhtemelen genel cerrahiyle ilgili bir sorundan kaynaklanıyor, bugün poliklinikte sen varsın, hastayı getirecekler onu servise yatır’’, dedi.
Servisdeki vizit bittikten sonra polikliniğe indi,hastane yeni açıldığı için muayene hastası fazla olmuyordu,toplasan 10-15 kişi..O gün de fazla hasta yoktu,muayeneye başladı.Poliklinikte bir de teknisyenleri vardı. Karayağız , palabıyıklı , kaba saba ,hiçbir tıbbi eğitim almamış,muhtemelen ortaokul mezunu, köyden yeni gelmiş bir delikanlı.Görevi cerrahi aletlerin bakımı, temizliği ve sterilizasyonunu yapmaktı. Ayrıca polikliniğin düzenini de o sağlıyordu. Az konuşurdu, her an sinirlenip bağıracakmış gibi bir duruşu vardı ama bazen pat diye muayeneye de karıştığı olurdu. Bir gün Aras bir guatr hastasını muayene ederken lafa karışmıştı;
‘’karalahana falan sakın yemeyecesun !’’
Bazen böyle komik durumlar olurdu.Lafa karışmaması için sık sık uyardığı oluyordu ama nafile..
Neyse , birkaç hasta baktıktan sonra teknisyen kapıda sedyede bir bayan hasta olduğunu haber verdi.Sedyedeki kadını dar poliklinik kapısından güçlükle içeriye aldılar; şişman, yaşlıca bir kadın,her iki bacak femurdan kırılmış, yatalak perişan bir vaziyette yatmaktaydı. Bacaklarının her birisi normalin iki misli kalınlıkta ve kırık olduğu için normal şekilde uzanmıyorlar her ikisi de yanlara doğru pelte gibi umarsız bırakılıvermiş gibi duruyorlardı. Karnı ileri derecede şişmiş, kalsiyumu 17 gr.’a yükselmiş, fosforu 2.5 gr.’a düşmüştü.Hasta buraya gelmeden önce piyasada epeyce tanınmış bir radyoterapi uzmanına götürülmüş.Ancak uzman doğru bir teşhis koyamamış,kanser olabileceğini düşünmüş, uzun bir süre kendisine ampirik olarak radyoterapi yapmış , tedavi için çok değerli olan zamanı kaybettirmişti. Orhan hocanın bahsettiği hasta bu olmalı diye düşündü Aras.Onu hemen servise yatırdı.
Servisde hastanın bakımı oldukça zordu. Her iki bacağı kırık olduğu için yatağa bağlıydı, çarşafları sık sık kirleniyor,kirlendikçe hemşirelerle beraber değiştiriyordu. Bu tip yatalak hastaların çarşafını değiştirmeyi o sayede öğrendi.Hasta önce bir yana çevriliyor eski çarşaf toparlanıp hastanın altına yatağın ortasına doğru itilirken yeni çarşaf aynı yerden ortaya doğru uzatılıyor sonra hasta aksi yöne döndürülüp altından eski çarşaf çıkarılıp oraya uzatılmış yeni çarşaf çekilip seriliyordu.Bu tip yatalak bir hastanın çarşafını değiştirin deseler bilmeyen bunun imkansız olacağını düşünür.Ama bu teknik öyle pratiktir ki öğrendiğiniz zaman bu zor işi birkaç dakikada kolayca yaparsınız.Bu yan döndürmelerde Asiyenin bacakları kırık olduğu için kırık kemik uçlarının birbirine sürtünmesinden dolayı çok fazla ağrısı oluyordu.Bundan dolayı bu işlem çok yavaş ve dikkatli yapılıyordu.
Ayrıca hastalığından dolayı ve yatalak olduğu için şiddetli kabızlığı vardı. Dışkısı taşlaşıyordu ve hiçbir şekilde dışkı yapamıyordu.Bu durumda iş Aras’a düşerdi.Eldiveni takıp tuşe yapıyordu.Tuşe ile taşlaşmış dışkıyı parmağıyla parçalayarak dışarı almak Asiye için çok acı vericiydi ve ayrıca böyle bir durumda kaldığı için çok utanıyor ve ağlıyordu ama başka çare yoktu.
Orhan abi çok bilgili, tecrübeli ve aynı zamanda cerrahinin felsefesine de hakim bir hocaydı. Ortopedinin hocası eski arkadaşı Cemal hoca da işinde çok tecrübeli ve prensip sahibi bir hoca olarak bilinirdi. İkisi kafa kafaya verip hastaya konsultasyon yapmışlar. Şiddetli osteoporoz sonucunda kemiklerden kalsiyum çözülmüş, buna bağlı olarak da bir çok kemikte kırıklar oluşmuş,kan kalsiyumu yüksek,fosfor düşük ,böbrek taşları oluşmuş,barsak hareketleri azalmış böyle bir hastada olsa olsa paratiroid bezinin fazla çalışması olabilir diye düşünmüşler.Paratiroid bezlerini n fazla çalışmasına yol açan sebeplerin başında da paratiroid adenomu geldiği için muhtemelen teşhisin paratiroid adenomu olabileceğini tahmin etmişler.Tabi o zamanlar paratiroid bezinin salgıladığı hormon olan parathormonun kandaki seviyesi ölçülemiyor,ultrason olmadığı için boyundaki paratiroid adenomu görülüp teşhis edilemiyordu.Ancak bazı bulgulardan ve hastanın klinik durumundan yola çıkılarak olası teşhisler tahmin edilip ona göre tedavi planlanıyordu.
Asiye birkaç gün kadar serviste hazırlandıktan sonra ameliyata alındı. Orhan hoca ve Ekrem hoca ameliyatı yapacak Aras ise onlara asiste edecekti.Ameliyat günü geldi çattı, Aras hastayı güzel bir şekilde ameliyata hazırlamıştı. Yatalak kadın sedyeyle ameliyathaneye indirildi ancak ameliyat masasına alınması kırıkları nedeniyle gayet güç oldu.Anestezi uzmanı Sevgi Abla çok ciddi,çok prensip sahibi biraz soğuk ama iyi bir hekimdi ve hastayı o uyutacaktı.Damardan gerekli uyutucu ilaçlar verildi,bir süre sonra hastanın solunumu durdu..Sevgi abla laringoskopu eline aldı,diğer elinde de hastanın nefes borusuna yerleştireceği tüp vardı.Tüp nefes borusuna yerleştirildi,yeri tam olarak ayarlandı,her iki akciğerin eşit havalandığından akciğerler stetoskopla dinlenerek emin olunduktan sonra tüp flasterle iyice tespit edildi.Anestezinin işi şimdilik bitmişti,hasta genel cerrahinindi.Teknisyenler hastaya guatr ameliyatı pozisyonu verdiler,bu pozisyon ayaklar ve göğüs biraz yukarda başın ise göğüs altına bir yastık koyularak tamamen geriye atıldığı bir pozisyondur.Bu da tamam olduktan sonra Aras ameliyat olacak boyun ön bölgesini tentürdiyotla boyadı. Sadece ameliyat bölgesi açıkta kalacak şekilde hastanın diğer tüm bölgeler i steril yeşil örtülerle örtüldü.Orhan abi bistüriyi eline alıp guatr ameliyatı yapar gibi cilt kesisini yaptı diseksiyonu devam ettirerek tiroid bezine ulaştı .Paratiroid adenomunu aramaya başladı.Paratiroid bezleri tiroid bezine yapışık olup sarı kahve renkte mercimek büyüklüğünde dört adet bezdir.Bunlardan biri biraz daha büyüyerek adenom olup kalsiyum ve fosfor dengesini bozar.Orhan abi adenomu arıyor arıyor,bir türlü bulamıyordu.Alnında boncuk gibi terler birikmeye başladı.Bir de sigarasızlık onu iyice germeye başlamıştı.Sadece ameliyatlarda sigara içmezdi.Onun dışında günün her saatinde ağzında sigara vardı.Amerikalıların ‘’chainsmoker’’ dediklerinden.. Sigarayı dişlerinin arasında sıkıştırır bitene doğru ağzından çıkardığında sigaranın üzerinde sarı diş izleri görülürdü.Paketten çıkardığı yeni sigarayı bitmiş sigaranın ateşi ile yakar devam ederdi.Bu şekilde günde herhalde 2 paketi bulurdu.Kırk yaş civarındaydı, bu yaşına kadar hiç evlenmemişti.Annesiyle otururdu.Niye evlenmediğini soranlara doğu Karadeniz aksanıyla ‘’bu yaştan sonra karuyla kim uğraşacak’’ derdi.Bilgili ve tecrübeli bir cerrahtı ayrıca zengin bir genel kültüre sahipti. İlginç sözleri vardı, beyefendi ve hoşsohbetti. Çoğu konuşması gözlüklerinin ardındaki mavi gözlerinin gülümsemesi ile son bulurdu.Hayata dair güzel şeyler anlatırdı.Hareketleri çok yavaştı .Mesela Ankara’da çalışırken bir arabasının olmamasının sebebini şöyle anlatmıştı; özel hastaneden ilk kazandığıyla bir bmw almış. İlk gün arabayı park ettiği yerden çıkarırken öndeki arabaya çarpmış, bu işin ona uygun olmadığını anlayıp arabayı kardeşine hediye etmiş.Çocuklar bmw çok seri araba çok dikkatli kullanmak gerekir derdi.İşten çıkınca kahveye gider iskambil oynardı.Tabi gece onlara kadar çay, sigara ve tost en büyük besinleriydi.İşte böyle enteresan bir adamdı Orhan abi.. Ama adenomu bir türlü bulamıyordu; aklına türlü türlü düşünceler geliyordu. Acaba teşhis öngörüsü yanlış mıydı? Adenom değil de hiperplazi miydi? Ya da başka bir metabolik hadise olabilir miydi? Bulamazsa hastaya ne diyecekti ? ‘’Kusura bakma Asiye adenom düşündük araştırdık ama bulamadık kapattık.Boşuna ameliyat oldun ama üzülme’’ mi diyecekti.Bir de hasta yakınları.. Onlara anlatmak çok daha zordu hemen onu suçlayacaklar ve ‘’bizim hastamız deneme tahtası mı hocam’’ diyeceklerdi.Bunları düşündükçe içi daha bir daraldı, iyice ter bastı.Bir süre daha diseksiyon yaptı artık umudu tükenmeye başlamıştı.’’Ekrem bulamayacağız kapatalım bence’’ Ekrem abi daha genç heyecanlı ve dinamikti ’’Orhan abi şu sol alt kutup çevresine bir bakalım’’dedi. Burayı diseke ederken birden bir santimetre çapında sarı kahve renkte farklı bir doku ortaya çıktı.’’Ekrem bu olmalı işte paratiroid adenomu’’ Hemen onu çıkardı patolojiye yolladı.Yarayı kapattı.Sevgi abla hastayı uyandırmaya başladı.Uyutucu gazları kesti,bir süre sonra hastanın solunumu geri geldi,nefes borusundaki tüp çıkarıldı,hasta uyanmıştı.
Asiye yatağına alındı.Alınan eğer paratiroid adenomuysa hastanın yüksek kalsiyumunun hızla normale inmesi gerekirdi.Ertesi günü kanda kalsiyum ölçümü için Aras hastadan kan aldı.Sonuç öğleden sonra çıkacaktı.O gün öğleden sonra çok zor geldi.Herhalde Orhan abi de sonucu heyecanla beklemiştir.Öğleden sonra sonuç geldi evet kalsiyum normal değere düşmüştü. Herkes rahatlamıştı,öngörülen teşhiş ve tedavi doğru çıkmıştı.Daha sonra gelen patoloji sonucu da parçanın paratiroid adenomu olduğunu doğrulamıştı.
Asiye birkaç gün genel cerrahi servisinde kaldı.Normal değere dönen kalsiyumla birlikte hastanın genel durumu da düzelmeye başlamıştı.Birkaç gün sonra Asiye’nin genel cerrahi servisindeki işi bitmiş kırıklarının tedavisi için Cemal hocanın ortopedi servisine gönderilmişti bile.
Aras asiyeden daha sonra haber alamadı.Tedavisi nasıl gidiyordu bilmiyordu açıkçası iş yoğunluğundan Asiye’yi unutmuştu.Aylar ayları kovaladı, tabi ki ameliyatlar poliklinikler nöbetler derken hastaları hatırlaması hiç mümkün değildi.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra Aras yine poliklinikte hasta bakıyordu.Poliklinik saat 9 da başlar öğle tatili verilerek saat 4 e kadar devam ederdi.Öğleye doğru hastalar biraz seyrekleşince kalkıp kapıya doğru gitti, yan poliklinikteki arkadaşıyla çay molası verecekti.Tam kapıyı açmıştı ki karşısında başörtülü üzerinde döpiyes olan, uzun boylu, ayaklarında topuklu ayakkabılı, gayet zarif bir bayanla burun buruna geldi.
‘’Buyrun’’
‘’Muayene olmak istiyorum’’
‘’Tabi, isminiz’’
‘’Ben Asiye’’
İsim hiç yabancı gelmemişti. Ama çıkaramamıştı.
‘’Daha önce gelmiş miydiniz’’
‘’Ben kırıkları olup da ameliyat olan hastanızım beni hatırlamadınız mı?’’
‘’Hangi kırıkları olan hasta’’ hatırlamamıştı,
Bu hasta hangi hastaydı ,o kadar hasta görüyordu nerden hatırlayabilir di ki? Hastalar genellikle hiç unutulmadıklarını zannederler, halbuki doktorlar bir saat önce gördükleri bir hastayı bile hatırlamazlar, çok ağır ve nadir vakalar dışında..
Bu kadın paratiroid adenomlu hasta olabilir miydi? Bu imkansızdı o kadın yaşlı ve çok şişmandı.
‘’Hani siz beni tiroidden ameliyat edip ortopediye göndermiştiniz,onlar da kırıklarımı tedavi ettiler.’’
Aras şoke olmuştu, o iki bacağı kırık yatalak şişman ve yaşlı kadın ,bu genç ve zarif kadın mıydı?Yok hayır bu iki kişi aynı kişiler olamazdı.Bu kadına daha dikkatle baktı evet yüz hatları Asiye’ye biraz benziyordu, o olabilir miydi acaba?
’’Gerçekten sen misin?’’
‘’Evet doktor bey tanımadınız mı beni’’
Gerçekten tanımamıştı ama oydu, Asiye’ydi. Ölmek üzere olan bir kadın mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve gayet sağlıklı bir şekilde karşısında duruyordu.Bu modern tıbbı çok iyi bir şekilde bilerek, hastayı dikkatle muayene edip ,hiçbir görüntüleme ve laboratuar tetkikinin olmadığı bir dönemde sadece tahmini teşhişle hastayı ameliyat edip sağlığına kavuşturan hekimlerin bir mucizesiydi. Bu mucizeye bir yerinden ortak ve şahit olmak ne haz verici bir duyguydu.
27.11.2017
Enis Gümüştekin